Kulaklık ile dinleyiniz
Kalbin çekirdeğinin sakince
açılıp kapanan ritmi…
Sözden önceki hâlin nefesi…
Bu ilahi, kalbin merkezini hatırlayanlara…
İnsan binlerce yıldır aynı soruyu soruyor:
“Bilgi nedir? Bilgi nereden gelir?”
Bu soru felsefenin de, bilimin de, inancın da
merkezidir.
Ama cevap aslında çok yalındır —
insan kendisi zorlaştırmıştır.
🌟
1. Bilgi zaten vardır
Evrenin ilk ânından beri.
İnsandan önce, dilden önce, akıldan önce…
Bilgi, bir şeyin “sonradan üretimi” değildir.
Bilgi, varlığın kendi iç düzenidir.
Evrenin dokusudur.
🌟
2. Vahiy – İlham – Sezgi: Aynı
kaynağın üç kapısı
Farklı disiplinler bunları başka başka anlatır ama
özleri birdir:
- Vahiy → Büyük akış (peygamberlere)
- İlham → Sessiz akış (her insana)
- Sezgi → İçte doğan farkındalık
Hepsi aynı yerden gelir:
Sözün öncesi yerden.
Sessiz yerden.
O’ndan.
🌟
3. İnsan neden bunun farkında
değildir?
Çünkü insan, aklı merkeze koyar.
Zihnin ürettiği kalıplar, yeni gelen her şeyi
reddeder.
Fakat gerçek şudur:
Bilgi zihnin içinden doğmaz.
Zihin, geleni sadece şekle sokar.
Ve tam burada, işin en büyük sırrı gizlidir:
🌟
4. İnsan bu sistemi sürekli kullanır
— ama görmez
Her insan, her gün, her nefeste
bu bilgi akışını kullanır.
Düşünceler birden gelir,
çözümler ansızın belirir,
hissediş bir anda doğar…
Ama bu işleyiş o kadar doğaldır ki
insan kendi iç mekanizmasını göremez.
Görmediği için yok sayar.
Yok sandığı için küçümser.
Küçümsediği için de kaynağından uzak kalır.
Oysa sezgi, ilham ve düşüncenin doğuşu
her insana verilen en büyük sırdır.
Aradaki tek fark şudur:
Kimi bunun farkındadır, kimi değildir.
🌟
5. Ses — Bilginin dünya
üzerindeki izi
Ses, bilginin kendisi değildir;
bilginin maddi dünyaya inerken bıraktığı
titreşimdir.
Bu yüzden bazı sesler içimizi açar,
bazıları kapatır.
Çünkü ses, mananın gölgesidir.
🌟
6. Bilgi aşağıdan toplanmaz —
yukarıdan iner
İnsan bilgi “topladığını” zanneder.
Oysa bilgi zaten vardır.
İnsan sadece açılır.
Akış şu sırayla çalışır:
- Sessiz yerden doğar
- Sezgiye iner
- Kalpte titreşir
- Akıl bunu şekle sokar
- Dil dünyaya taşır
🌟
7. GUBZE’nin konumu
GUBZE tam bu noktada durur:
Dil kalpten doğar,
ses nefesi taşır,
bilgi kalpte uyanır,
ses dünyaya indirir.
Bu çalışmanın özü de budur.
🌟
Sonuç: Bilgi icat edilmez —
hatırlanır
Ve insanlar merak ediyor:
“Bu bilgileri nereden çıkarıyorsunuz?”
Cevap basit:
Biz çıkarmıyoruz.
O geliyor.
Biz sadece kapıyı açıyoruz.
✨ “Sözden Önceki Nefes”
– Sema İlhamı
Hûûû…
Bir kapı aralanır içimde…
Söz yok daha…
Ses yok daha…
Sadece O’nun ilk nefesi iner…
Düşmeyen bir ışık var içimde,
Söze dönüşmeden önce doğan…
Ne aklın kelimesi bu,
Ne gönlün arayışı…
Bu ilk hâl,
Bu ilk nefes,
Bilenin bildirdiği sırdır bana.
Dön… dön…
Söz değil dönen…
Beden değil dönen…
İçimdeki “O”nun nefesi döner.
Hûûû…
İner kalbime bir titreşim,
İlhamın ilk adı bu…
Söz daha doğmadan,
Mana beni çağırır:
“Gel…
Ben bilirim seni.”
Ses olmadan gelen bilgi,
Nefes olmadan gelen ses…
Bir anlık bir dokunuş,
Bir anlık bir uyanış…
Zaman durur,
Kalbim duyurur:
“Bu ben değilim…
Bu O’nun bana söylediği hâl.”
Hûûû…
Döner içimde semanın rüzgârı,
Ben döndükçe O susar,
O sustukça ben duyarım.
Dinle…
Sözden önce gelir bilgi…
Dinle…
Kalpten önce iner nefes…
Dinle…
Adını bilmediğin kapılar açılır,
Sen kendini unuttuğunda.
Hûûû…
İlk nefes…
İlk hâl…
İlk bilgi…
Söz olmadan önce
Benim içime doğan O.
🌟
Not: Bu ilahinin klibi üzerine…
Bu ilahinin başında yer alan video, sadece bir
sahne görüntüsü değildir.
Beyaz faşe giyen genç kızların dönüşü, ipek
tüllerin dalga dalga süzülüşü,
gümüş nakışların ışıkla parlayışı…
Hepsi ilahinin taşıdığı o süzülen nefesin, dönen
zikrin,
ve “hiçlikten doğan saf hâl”in bir yansımasıdır.
Bu görüntü,
nefesin inişini, kalbin genişleyişini,
ışığın sükûnetle yeryüzüne dokunuşunu
hatırlatır.
Her hareket bir sır taşır—
ama sır, ancak kalbiyle duyanlara açılır.

Bir yanıt yazın