Kategori: çağın ontolojisi

Gubze, bir haber sitesi değildir.
Bir yorum platformu değildir.
Bir tartışma alanı değildir.

Gubze, hatırlamanın yeridir.

Burada amaç, olayları anlatmak değil;
olayların altındaki insan hâlini anlamaktır.

Gubze’nin temel ilkesi şudur:

Zamana bağlı olan değil, zamandan bağımsız olan konuşulur.

Bu nedenle içerikler;

– Güncel olayları değil, onların ontolojik özünü ele alır.
– Taraf tutmaz, anlam arar.
– Tepki üretmez, farkındalık üretir.
– Kutuplaşma değil, denge dili kullanır.

“Çağın Ontolojisi” başlığı altında;

Savaş, kriz, teknoloji, yalnızlık, tüketim, hız, korku ve güç gibi çağımıza ait görünen durumlar,
gündem olarak değil,
insanın tekrar eden varoluş hâlleri olarak ele alınır.

Gubze’nin ölçüsü şudur:

Bir metin, yüz yıl sonra da anlamlıysa burada yer alır.

Çünkü Gubze;

Olayların değil,
anlamın peşindedir.

Tepkinin değil,
hatırlamanın alanıdır.

Fono-Ontoloji, sesin varlıkla bağını araştırır.
Çağın Ontolojisi ise, insanın bugün yaşadığı karmaşanın altında yatan kadim gerçeği görünür kılar.

Burada amaç dünyayı değiştirmek değil,
insanın kendini hatırlamasına alan açmaktır.

  • Çağın Ontolojisi / Sessiz Notlar

    Çağın Ontolojisi / Sessiz Notlar

    BUĞULU PENCERE

    İnsan en az kendine temas eder.

    Belki bu yüzden dünya,
    “Sen” kelimesiyle doludur.

    Bir pencerenin önünde dururuz.
    Nefesimiz cama çarpar.
    Görüş bulanır.

    Sonra hayatımız boyunca,
    o bulanıklığın içinden
    birbirimizi çağırırız.

    Kimi buna sevgi der.
    Kimi özlem.
    Kimi zeka.
    Kimi insan hâli.

    Belki hepsi,
    kendine tam varamayan bir varlığın,
    başka bir nefeste yankısını aramasıdır.

    Bir gün fark ederiz:

    Buğu bir hata değildir.

    O,
    orada oluşumuzun izidir.

    Ve insan,
    kendi merkezine ulaşamadığı için,
    dünyaya “Sen” yazar.

    Bazen bir başkasına,
    bazen sessizliğe,
    bazen göğe,
    bazen kendindeki ulaşılmaz boşluğa…

    Sonra yükler yavaş yavaş iner.

    Bilmek azalır.
    İddialar çözülür.
    Kesinlik yorulur.

    Geriye sadece şu kalır:

    Yan yana,
    aynı görünmez ufka bakabilmek.

    Ne tamamen birleşmiş,
    ne tamamen ayrı.

    Sadece:
    aynı insan hâlinin içinde,
    aynı sessiz eşitlikte duran iki nefes.

    Belki çağın en büyük yoksulluğu,
    insanın kendine bu kadar uzak düşmesidir.

    Ve belki en büyük zenginlik,
    o uzaklıkta birbirini tanıyabilmektir.

    Biz buna bazen:
    rastlaşmak dedik.

    Çünkü bazı karşılaşmalar,
    tanımdan önce gelir.

    Bazı yakınlıkların adı yoktur.

    Bazı diller,
    konuşulmaz.

    Arada doğar.

    Ve bazı pencereler,
    silinmek için değil,
    üzerine bir iz bırakılsın diye buğulanır.

    Hoşça rastlaştık.

    🌫️

    “gups/gubze”

  • Savaş, Paylaşımın Gecikmiş Hâlidir

    Savaş, Paylaşımın Gecikmiş Hâlidir

    Savaş, Paylaşımın Gecikmiş Hâlidir

    Tarihte savaşların sebepleri farklı isimlerle anlatılır:
    din, kimlik, güvenlik, sınırlar, ideolojiler…

    Ama yüzeyin altına bakıldığında çoğu zaman aynı soru çıkar:

    Kaynakları kim yönetecek?

    Toprak, su, enerji, ticaret yolları, pazarlar…

    Ekonomi aslında para değil,
    enerji akışıdır.

    Doğada enerji dolaşır.
    Paylaşılır.
    Denge kurar.

    İnsan sistemi ise çoğu zaman akışı durdurur.
    Biriktirir.
    Yoğunlaştırır.

    Biriken her şey, dengeyi bozar.

    Ekonominin en temel gerçeği şudur:

    Hiçbir güç, hiçbir zenginlik, hiçbir büyüme sonsuz değildir.
    Arz değişir.
    Talep değişir.
    Değerler değişir.
    Koşullar değişir.

    Hayat akıştır.

    Akış durduğunda, gerilim başlar.
    Gerilim büyüdüğünde, sistem zorlamaya başlar.
    Zorlama arttığında ise çatışma ortaya çıkar.

    Bu nedenle birçok savaş, görünürde farklı sebepler taşısa da, özünde bir dengesizliğin sonucudur.

    Doğa paylaşır.
    Sistem biriktirir.
    Savaş, bu gerilimin dışa vurumudur.

    Oysa denge zamanla kendini yeniden kurar.

    Yoğunlaşan güç dağılır.
    Büyüyen balon söner.
    Biriken çözülür.
    Akış yeniden başlar.

    Çünkü hayatın yasası birikim değil, dengedir.

    Bu yüzden şöyle de söylenebilir:

    Savaş, paylaşımın gecikmiş hâlidir.