
Ses, Dil, İnsan ve Varlık Üzerine Bir Düşünme Yolu
GUBZE Nedir?
GUBZE, insanı, dili ve varlığı ses üzerinden yeniden düşünme girişimidir.
Çıkış noktası Çerkesçedir. Ancak GUBZE’nin sorduğu sorular yalnızca bir dile, bir halka ya da bir kültüre ait değildir:
Ses Nedir?
Dil yalnızca düşünceyi aktaran bir araç mıdır?
İnsan sesi mi doğurur, yoksa ses insanın oluşumuna mı katılır?
Bir anlam, sözcüğe dönüşmeden önce nerede ve nasıl yaşar?
GUBZE bu sorulara verilmiş tamamlanmış cevapların adı değildir. Ses, beden, anlam, sezgi, düşünce ve varlık arasındaki ilişkiyi araştıran açık bir düşünme yoludur.
Çerkesçede gu, kalp; bze, dil demektir.
Bu nedenle GUBZE en yalın karşılığıyla kalbin dilidir. Buradaki kalp yalnızca duyguların merkezi olarak değil; insanın sezdiği, yöneldiği, anlam kurduğu ve kendisini dünyaya açtığı iç merkez olarak düşünülür.
1. Dil Yalnızca Bir Araç Değildir
GUBZE’ye göre dil, önceden tamamlanmış bir düşüncenin dışarıya aktarılmasını sağlayan edilgen bir araç değildir.
İnsan düşünürken, hissederken, adlandırırken ve ilişki kurarken dilin içinde biçimlenir. Dil yalnızca var olan anlamı taşımaz; anlamın oluşmasına da katılır.
Bu nedenle bir sözcük yalnızca bir nesneyi göstermez. Sözcük, insanın o nesneyle nasıl karşılaştığını, ona hangi yönden yaklaştığını ve onu nasıl anlamlandırdığını da taşıyabilir.
GUBZE’nin ilk temel ilkesi şöyledir:
Dil, anlamı yalnızca taşımaz; anlamın doğuşuna katılır.
2. Ses Bir Başlangıç Alanıdır
Ses, fiziksel olarak işitilebilir bir titreşimdir. Fakat insanın yaşantısında yalnızca bundan ibaret değildir.
Bir ses çıkarılırken nefes, ağız, dil, boğaz ve beden birlikte hareket eder. Ses aynı zamanda işitilir, hissedilir, tanınır ve başka seslerle ilişkiye girer. Sözcüklerin kuruluşunda yer alır; zamanla kültürel ve düşünsel çağrışımlar kazanır.
GUBZE, sesin bu çok katmanlı yapısını araştırır.
“Ses, varlığın ilk biçimidir” önermesi GUBZE’nin temel ontolojik önermesidir. Bu cümle, kanıtlanmış bir bilimsel yasa olarak değil; araştırılmaya ve sınanmaya açık bir felsefi önerme olarak ileri sürülür.
Bu önerme şunu düşünmeye çağırır:
Bir varlık görünür, belirgin ve adlandırılmış hâle gelmeden önce bir yönelim, bir hareket, bir nefes ya da bir ses olasılığı taşıyor olabilir mi?
GUBZE burada kesin bir hüküm vermekten çok, ses ile oluş arasındaki bağı görünür kılmaya çalışır.
Ses, yalnızca sözcüğün parçası değil; oluşun araştırılabileceği bir başlangıç alanıdır.
3. İçten Dışa, Dıştan İçe
Ses, insanın içi ile dışı arasında gerçekleşir.
Nefes içeriden gelir; bedende biçimlenir ve dışarıya açılır. Dışarıya çıkan ses başka bir insana ulaşır; işitilir, onun bedeninde ve düşüncesinde yeniden karşılık bulur.
Bu nedenle ses tek yönlü değildir.
İçeriden dışarıya taşar; dışarıdan içeriye döner. Söyleyen ile dinleyen arasında yeni bir anlam alanı kurar.
GUBZE bu karşılaşmayı ontolojik salınımolarak adlandırır: İç ile dış, söyleyen ile dinleyen, ses ile anlam birbirinden bütünüyle kopuk değildir. Aralarında sürekli bir geçiş ve karşılıklı oluş vardır.
Ses, iç ile dış arasında kurulmuş canlı bir geçittir.
4. Bilmek Yalnızca Akılla Gerçekleşmez
GUBZE aklı dışlamaz. Fakat bilmeyi yalnızca aklın yaptığı bir işlem olarak da görmez.
İnsan bazen bir şeyi kavramsallaştırmadan önce sezer. Beden bir yönelimi fark eder; kulak bir farklılığı duyar; duygu bir ilişkiyi tanır. Ardından düşünce bu yaşantıyı ayırır, karşılaştırır, adlandırır ve sınar.
Bu nedenle GUBZE’de sezgi, sonuç değil başlangıçtır.
Sezilen her şey doğru kabul edilmez. Sezgi bir ihtimali görünür kılar; akıl onu inceler, dil açık hâle getirir, karşılaştırma sınar ve gerektiğinde düzeltir.
GUBZE’nin bilgi anlayışı dört unsuru birlikte tutar:
- Sezgi fark eder.
- Beden yaşar.
- Akıl ayırır ve sınar.
- Dil görünür kılar.
Bilgi yalnızca düşünülmez; sezilir, yaşanır, sınanır ve dile getirilir.
Bu yaklaşımda sezgi ile bilim birbirinin karşıtı değildir. Ancak sezgisel bir bulgu, bilimsel kanıtla aynı şey de değildir. GUBZE; sezgi, yorum, olasılık, dilsel veri ve doğrulanmış bilgi arasındaki sınırları korumayı temel bir sorumluluk sayar.
5. İnsan Yürüyen Bir Sestir
GUBZE’nin insan anlayışının merkezinde şu cümle bulunur:
İnsan yürüyen bir sestir.
İnsan yalnızca ses çıkaran bir varlık değildir. Aldığı nefes, taşıdığı beden, öğrendiği dil, duyduğu sesler, kurduğu ilişkiler ve söylediği sözlerle sürekli oluşur.
Her insan kendinden önce söylenmiş sesleri taşır. Ailesinin, toplumunun, dilinin ve geçmişinin sesleri onda yaşamaya devam eder. Fakat insan yalnızca kendisine ulaşanı tekrar etmez. Onu yeniden biçimlendirir; kendi yaşantısından geçirir ve dünyaya başka bir ses olarak bırakır.
Bu nedenle insan hem taşıyıcı hem dönüştürücüdür.
“İnsan yürüyen bir sestir” sözü biyolojik bir tanım değil; insanın durağan ve tamamlanmış değil, yaşayan ve oluşan bir varlık olduğunu anlatan ontolojik bir önermedir.
İnsan yürüdükçe karşılaşır.
Karşılaştıkça değişir.
Değiştikçe dili ve dünyayla kurduğu ilişki de değişir.
6. GUBZE’nin Sesleri İnceleme Yöntemi
GUBZE, bir sese yalnızca harf olarak bakmaz. Ancak ona sınırsız ve keyfî anlamlar da yüklemez.
Bir ses incelenirken şu katmanlar birlikte değerlendirilir:
- Sesin çıkarılışı ve bedensel hareketi
- Nefesin yönü, basıncı ve sürekliliği
- Sesin işitsel niteliği
- İçinde bulunduğu sözcükler
- Bu sözcüklerin oluşturduğu anlam kümeleri
- Lehçe, tarih ve kültürel kullanım
- Konuşurun bedensel ve sezgisel deneyimi
- Başka açıklama olasılıkları
Bu incelemeden doğan her bağlantı aynı değerde değildir. Bazıları dilsel verilerle desteklenebilir; bazıları yorum, bazılarıysa henüz araştırılması gereken olasılıklardır.
Bu nedenle GUBZE’nin yöntemsel ilkesi şöyledir:
Her ses bir anlamı kanıtlamaz; fakat bir anlam alanını araştırmaya açabilir.
Bir ses için önerilen ontolojik anlam, o sesin bütün sözcüklerde değişmez ve tek bir anlam taşıdığı iddiası değildir. Ses, farklı ilişkiler içinde farklı yönlerini gösterebilir.
GUBZE’nin amacı kesin anlam cetvelleri oluşturmak değil; sesler ile anlamların hangi koşullarda birbirine yaklaşabildiğini araştırmaktır.
7. Çerkesçeden Başlayan Evrensel Bir Soru
GUBZE Çerkesçeden doğmuştur.
Bu başlangıç rastlantısal değildir. Çerkesçenin ses zenginliği, bedensel söyleyiş çeşitliliği ve sözcük yapıları GUBZE’nin sorularına geniş bir araştırma alanı açmıştır.
Fakat bu durum Çerkesçenin diğer dillerden üstün olduğu anlamına gelmez.
Her dil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin kendine özgü bir görünümünü taşır. GUBZE, Çerkesçeyi bütün diller adına konuşan tek kaynak olarak değil; insan ve ses ilişkisini araştırmaya açan özgün bir başlangıç alanı olarak görür.
Çerkesçede başlayan soru bütün insanlığa açıktır:
İnsan, konuştuğu dili mi taşır; yoksa diliyle birlikte kendisini de mi oluşturur?
8. GUBZE’nin Sınırları ve Duruşu
GUBZE bir din, inanç öğretisi ya da değişmez doğrular sistemi değildir.
Herhangi bir halkın, dilin, kültürün veya insan topluluğunun üstünlüğünü savunmaz. Ayrımcılığı ve insanı tek bir kimliğe indirgeyen yaklaşımları reddeder.
GUBZE politik bir öğreti değildir; ancak insanı, dili, kültürü ve varlığın dengesini ilgilendiren gelişmelere kayıtsız kalmaz. Olanı hazır kamplar üzerinden değil; insan onuru, anlam, ilişki ve denge açısından değerlendirmeye çalışır.
GUBZE’de hiçbir yorum eleştiriden muaf değildir.
Yeni bir veri, daha güçlü bir açıklama veya açık bir yanlışlık ortaya çıktığında düşünce yeniden ele alınır. Çünkü GUBZE için değişebilmek bir zayıflık değil; düşüncenin canlı olduğunun göstergesidir.
GUBZE’nin aradığı şey inanılacak hükümler değil, birlikte incelenebilecek ilişkilerdir.
9. Şiirsel Kalp
Dağlar ne güzeldir.
Dağlarda bir sır var.
Görünenin ötesinde bir dibi var.
GUBZE, yalnızca zirvede bulunan bir cevap değildir.
Yamaçlarda yürüyen bir sorudur.
Her sesi bir taş,
her sözü bir adım,
her sessizliği yeni bir duyma olasılığıdır.
İnsan bazen konuşarak değil,
dinleyerek yaklaşır kendine.
Çünkü sözden önce nefes,
sözün çevresinde sessizlik,
söz bittikten sonra ise
başka bir insanda süren anlam vardır.
Son Söz
GUBZE tamamlanmış bir sistem değil, oluşmakta olan bir düşünme yoludur.
Kaynağında ses, merkezinde insan, yönteminde merak vardır.
Kanıtı yorumdan, bilgiyi olasılıktan, sezgiyi kesin hükümden ayırmaya çalışır. Bununla birlikte henüz açıklanmamış olanı sormaktan ve alışılmış sınırların dışına bakmaktan vazgeçmez.
Çünkü dikkatle dinlenen her ses, kesin bir cevap vermese de yeni bir kapı açabilir.
GUBZE, insanın ses aracılığıyla kendisini, dilini ve varlıkla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünme çağrısıdır.
Ve belki en içten karşılığıyla:
GUBZE, hatırlayan kalplerin birbirini çağırdığı dildir.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.