Su, can ve ben arasında dilsel hatırlama ihtimali
Yayın Notu
Bu yazı, псы, псэ ve сэ sözcükleri arasında kanıtlanmış bir tarihsel köken bağı bulunduğunu ileri sürmez. Sözcüklerin ses, beden, anlam ve varlık ilişkisi içinde açtığı ihtimali GUBZE’nin fono-ontolojik yaklaşımıyla inceler. Dilbilimsel veri, yorum ve olasılık metin boyunca birbirinden ayrılarak sunulmuştur.
Dil, insanın zaman içinde rastgele kurduğu bir işaretler sistemi midir? Yoksa insan, varlıkta ve kendi bedeninde bulunan ilişkileri adım adım keşfederek mi dili meydana getirmiştir?
GUBZE, bu iki ihtimalden birini peşinen kesinleştirmez. Ancak dilin yalnızca anlam taşıyan bir araç olmayabileceğini; sesin, anlamın meydana gelişine katılabileceğini araştırmaya değer bulur.
Bu bakışın temelinde şu önerme vardır:
İnsan yürüyen sestir.
İnsan sesi yoktan yaratmaz. Bir bedene, nefese, ağız ve ses yoluna sahiptir. Varlıkla karşılaşır; işitir, ses verir, tekrar eder, ayırır, birleştirir ve adlandırır. Böylece kendisine verilmiş ses imkânları içinden dili örer.
Bu yazıda Kabardeyce üç sözcük, söz konusu ihtimal doğrultusunda birlikte ele alınacaktır:
- псы (psı): su
- псэ (pse): can, ruh, hayat
- сэ (se): ben
Buradaki amaç, sözcükler arasında kanıtlanmış bir tarihsel köken bağı bulunduğunu ileri sürmek değildir. Amaç; ses, beden, anlam ve varlık arasındaki muhtemel ilişkiyi görünür kılmak ve dilin çok eski bir karşılaşmayı hâlâ taşıyor olup olmadığını sormaktır.
Kesme Yerini Değiştirmek
Псы ve псэ ilk bakışta şöyle ayrılabilir:
пс + ы
пс + э
Bu bölümleme, iki sözcüğün ortak пс- dizisinden hareket eder. Fakat GUBZE açısından başka bir kesme yeri daha mümkündür:
п + сы → псы
п + сэ → псэ
Bu ikinci bölümleme, sözcüklerin anlattığı hikâyeyi değiştirir. Artık yalnızca ortak bir пс- kökü aramıyoruz. П sesinin iki farklı oluşa nasıl katılmış olabileceğini soruyoruz.
GUBZE çözümlemesinde:
- П: Bir şeyin en ucu, ulaştığı sınır veya belirginleşme eşiği
- сы: Suyun akışını çağrıştıran yansımalı ses
- сэ: Ben
Bu karşılıkların aynı düzeyde olmadığı özellikle belirtilmelidir. Сэ, Kabardeycede bağımsız olarak “ben” anlamına gelen bir sözcüktür. Buna karşılık П = en uç ve сы = suyun akma sesi okumaları, GUBZE içinde araştırılan fono-ontolojik önermelerdir; tarihsel dilbilim tarafından doğrulanmış morfem çözümlemeleri değildir.
П: Bir Şeyin En Ucu
П sesi dudakların kapanmasıyla başlar. Hava kısa bir süre tutulur; dudakların açılmasıyla dışarı bırakılır.
Bedende meydana gelen hareket şöyledir:
Kapanma — tutulma — açılma — dışarı çıkma
Bu hareket bir sınırın oluşmasını ve o sınırın aşılmasını düşündürür. Ses, içeride biriken havanın dudakların en ön noktasından dışarıya geçmesiyle meydana gelir.
Bu nedenle П’nin “uç, ön sınır, eşik ve belirginleşme noktası” çevresinde okunması, yalnız yazılı biçime değil, sesin bedendeki oluşuna da dayanan bir ihtimaldir.
Fakat bedensel uygunluk, tek başına tarihsel anlamı kanıtlamaz. Burada yapılan şey bir köken hükmü vermek değil, ses hareketiyle anlam alanı arasındaki muhtemel uyumu kaydetmektir.
Сы: Akışın İşitilen Oluşu
Сы, uzatılarak söylendiğinde akan suyun çıkardığı sürekli sesi çağrıştırır:
Sııı…
Bu ses suyun tek ve değişmez sesi değildir. Su; düştüğü, çarptığı, yayıldığı veya aktığı yere göre pek çok farklı ses çıkarabilir. Bu nedenle “сы kesin olarak su sesinin taklididir” denilemez.
Bununla birlikte с sesi, havanın dar bir geçitten kesintisiz biçimde sürmesiyle oluşur. Kesilip bırakılan bir vuruştan çok, devam eden bir geçiş hissi verir. Bu işitsel ve bedensel özellik; akış, sürme ve ilerleme alanıyla ilişki kurmaya elverişlidir.
GUBZE’nin sorusu şudur:
İnsan akan suyu işitirken, onun sürekliliğini kendi sesinde сы olarak karşılamış olabilir mi?
Bu, mümkün bir açıklamadır; fakat henüz kanıtlanmış bir köken bilgisi değildir.
П + Сы: Псы — Su
Su:
- Akar,
- Yayılır,
- İçinden geçer,
- Taşır,
- Girdiği kabın sınırına ulaşır,
- Biçim değiştirir,
- Canlı hayatı mümkün kılar.
П “en uç veya sınır”, сы ise “akışın işitilen oluşu” olarak okunduğunda псы, şu anlam hareketine açılır:
Sınırına ulaşarak belirginleşen akış.
Su, bulunduğu yerin en uç noktalarına kadar ilerler. Toprağın içine girer, yatağını bulur, kabın biçimini alır. Suyun varlık davranışı ile önerilen ses çözümlemesi arasında bu bakımdan bir uygunluk görünmektedir.
Bu uygunluk, псы sözcüğünün tarihsel olarak kesinlikle п + сы birleşiminden doğduğunu göstermez. Fakat sözcüğün sesi ile gösterdiği varlığın hareketi arasında araştırılabilir bir bağ açar.
П + Сэ: Псэ — Can, Ruh, Hayat
İkinci sözcüğün sonundaki сэ, Kabardeycede bağımsız olarak “ben” demektir:
сэ — ben
Böylece şu yapı görünür hâle gelir:
п + сэ → псэ
GUBZE okumasında bunun ilk karşılığı:
Benin en ucu.
Ancak “en uç” yalnızca dıştaki son nokta anlamına gelmeyebilir. Bir şeyin ulaştığı en ileri yer, belirginleştiği eşik veya kendi oluşunu tamamladığı sınır da olabilir.
Bu durumda псэ, şu ihtimalleri açar:
- Beni ben yapan en temel canlılık,
- Benliğin varlık sınırı,
- Bedensel beni aşan taraf,
- “Ben” diyebilmenin ön şartı,
- Canlılığın kendini bir varlık olarak belirginleştirdiği eşik.
Can olmadan “ben” diyebilecek biri yoktur. Bu nedenle псэ ile сэ arasında yalnız biçimsel değil, gerçek bir varlık ilişkisi de bulunmaktadır:
Can, “ben”in ön şartıdır.
Daha da dikkat çekici olan, псэ sözcüğünün сэ — ben sözcüğünü ses bakımından kendi içinde taşımasıdır.
Buradan şu ihtimal doğar:
Can, beni içinde taşır; ben ise canın kendisini ayırt etmiş hâli olabilir.
Bu bir etimoloji hükmü değildir. Fakat sözcüğün mevcut biçimiyle anlamı arasında göz ardı edilemeyecek bir uygunluk göstermektedir.
Su, Can ve Ben
Üç sözcük yan yana getirildiğinde bir anlam yürüyüşü belirir:
| Sözcük | Bilinen anlam | Açılan ilişki |
| псы | Su | Hayatın aktığı ve mümkün olduğu ortam |
| псэ | Can, ruh, hayat | Canlılığı taşıyan içsel ilke |
| сэ | Ben | Canlının kendisini ayırt etmesi |
Bu sözcükler bize şu çizgeyi düşündürür:
Akış → su → canlılık → can → ben
Burada su ile hayat arasındaki bağ, yalnızca şiirsel değildir. Bildiğimiz canlı hayat su olmadan sürdürülemez. Can ile ben arasındaki bağ da yalnızca sözel değildir; “ben” diyebilmek canlı olmayı gerektirir.
Ancak varlıktaki bu gerçek ilişkiler, sözcüklerin tarihsel olarak aynı kökten geldiğini kendiliğinden kanıtlamaz.
Tam da bu noktada GUBZE’nin sorusu başlar:
İnsan, varlıkta bulunan su–hayat–ben ilişkisini görmüş veya sezmiş ve bu ilişkiyi yakın seslerle karşılamış olabilir mi?
Dilsel Hatırlama
GUBZE’de “hatırlama”, bugünkü konuşanın geçmişte verilmiş bir adı bilinçli olarak anımsaması demek değildir.
Burada hatırlama şu ihtimali anlatır:
Dil; insanın beden, ses ve varlıkla kurduğu çok eski karşılaşmaları, kuruluşunda taşımaya devam ediyor olabilir.
Tarihsel belgeler kaybolabilir. Sözcükler değişebilir, sesler dönüşebilir, anlamlar genişleyebilir veya daralabilir. Diller birbirinden sözcük alabilir. İlk karşılaşmanın ne zaman ve nasıl gerçekleştiği bütünüyle bilinemez hâle gelebilir.
Fakat bütün tarihsel izlerin silinmiş olması, dilde hiçbir ilişkinin kalmadığını göstermez.
Belki bazı sözcükler, ilk biçimlerini değil ama ilk ilişkinin yönünü koruyordur.
Псы, псэ ve сэ sözcüklerinin anlattığı muhtemel hikâye de burada önem kazanır:
Su, hayatın görünür akışıdır.
Can, hayatın canlıdaki oluşudur.
Ben, canın kendisini ayırt etmesidir.
Dil bu ilişkiyi kurmamış; varlıkta bulunan ilişkiyi kendi sesiyle karşılamış olabilir.
Bu Bakışa Yaklaşan Düşünceler
Ad ile varlık arasındaki ilişkinin bütünüyle rastgele olup olmadığı çok eski bir sorudur. Platon’un Kratylos diyaloğu, seslerin nesnelerin hareketlerini ve niteliklerini taklit edip edemeyeceğini tartışır; fakat adlardan hareketle hakikate kesin olarak ulaşma konusunda ihtiyatlı kalır. Plato’s Cratylus – Stanford Encyclopedia of Philosophy
Walter Benjamin’in dil düşüncesinde insanın adlandırması, şeylerde bulunan dilin insan diline çevrilmesi olarak ele alınır. Bu yaklaşım, insanın varlığa bütünüyle keyfî adlar vermek yerine, onda karşılaştığı şeyi kendi dilinde yeniden söylemesi ihtimaline yaklaşır. On Language as Such and on the Language of Man
Modern ses sembolizmi çalışmaları da ses ile anlam arasındaki ilişkinin her durumda bütünüyle keyfî olmadığını göstermektedir. Doğrudan ses taklitlerinin yanı sıra bedensel, duyusal ve kavramsal çağrışımların da sözcüklerin biçimine katılabildiği araştırılmaktadır. MIT Open Encyclopedia of Cognitive Science – Sound Symbolism
Son dönem ikonisite çalışmaları, yalnızca işitilen sesi değil, sesi çıkarırken bedenin yaptığı hareketi de anlam ilişkisinin bir parçası olarak değerlendirmektedir. Introduction to the Special Issue on Iconicity and Sound Symbolism
Bununla birlikte, псы–псэ–сэ sözcüklerini su–can–ben ilişkisi üzerinden “dilin hatırlaması” olarak ele alan doğrulanmış bir Kabardeyce çalışmaya henüz ulaşılmış değildir.
Bu nedenle yapılan çözümleme GUBZE’ye ait, araştırmaya açık bir fono-ontolojik okumadır.
Kanıt, Yorum, İhtimal ve Kesinlik
Kanıt
- Псы, Kabardeycede “su” anlamındadır.
- Псэ, “can, ruh, hayat” alanındadır.
- Сэ, bağımsız olarak “ben” demektir.
- Псэ sözcüğü, сэ sözcüğünü ses ve yazı bakımından içinde taşımaktadır.
- Su ile hayat; can ile kendilik arasında gerçek ilişkiler bulunmaktadır.
Yorum
П sesi “uç, sınır ve belirginleşme eşiği”; сы ise akan suyun işitsel hareketi olarak okunabilir. Псы ile псэ, hayatın dışsal ve içsel görünümlerini yakın bir ses kuruluşuyla karşılıyor olabilir.
İhtimal
İnsan, su–can–ben arasında varlıkta zaten bulunan ilişkiyi keşfetmiş ve bu ilişkiyi yakın seslerle dile getirmiş olabilir. Dil, bu ilk karşılaşmanın tarihsel bilgisini değilse bile ilişkisel yönünü taşıyor olabilir.
Kesinlik
Bugünkü verilerle aşağıdaki üç iddia doğrulanmış değildir:
- П’nin “en uç” anlamında tarihsel olarak doğrulanmış bağımsız bir morfem olduğu,
- сы’nın kesinlikle su sesinin taklidinden doğduğu,
- псэ’nin tarihsel olarak п + сэ birleşiminden meydana geldiği.
Buna karşılık şu söylenebilir:
Псы, псэ ve сэ arasında hem biçimsel hem kavramsal bakımdan araştırılmaya değer bir uygunluk bulunmaktadır.
Sonuç Yerine
GUBZE bu sözcüklere yalnız “aynı kökten mi geliyorlar?” diye bakmaz. Daha geniş bir soru sorar:
Dil, insanın varlıkla karşılaşırken gördüğü ilişkileri hatırlıyor olabilir mi?
Belki tarih sustu.
Belki ilk söyleyenlerin sesi çoktan kayboldu.
Belki sözcükler yol boyunca değişti, karıştı ve ilk biçimlerinden uzaklaştı.
Fakat dil hâlâ şunu söylüyor olabilir:
Псы — hayatın aktığı şey.
Псэ — yaşayanı canlı kılan şey.
Сэ — canın kendisini “ben” olarak ayırdığı yer.
Buradan kesin bir köken hükmüne ulaşmıyoruz. Bir ihtimali görünür kılıyoruz:
Su, akışı varlığa; can, canlılığı bene kadar taşır. Dil ise bu ilişkinin hatırlayan biçimi olabilir.
GUBZE’nin yolu burada hükümle kapanmaz.
Yeni sorular açılır:
Can, “ben”i içinde mi taşır?
Ben, canın ulaştığı en uç fark ediş midir?
Su ile canın yakın seslerle söylenmesi rastlantı mıdır?
Yoksa insan, hayatın görünen ve görünmeyen iki yüzünü aynı ses eşiğinde mi karşılamıştır?
Şimdilik bildiğimiz kadarını söyler, gördüğümüz ihtimali saklamayız:
Bütüne bakarken özgürüz; parça hakkında hüküm verirken dikkatliyiz.
Sonrası sonra olur.
GUBZE
Önceki İz
Bu yazının açtığı düşünce alanının ilk izlerinden biri, 9 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan “PSE—Canın ve Akışın Sesi” başlıklı notta görülebilir. İlk sezgisel karşılaşma olduğu gibi korunmuş; burada ise псы, псэ ve сэ ilişkisi “dilsel hatırlama” ihtimali üzerinden yeniden ele alınmıştır.



![Çerkesce [Ч] sesi| Fonetik, Semantik, Ontolojik Çözümlemesi](https://gubze.org/wp-content/uploads/2025/12/Adsiz-Tasarim-kopyasi-19.png)
![Çerkesce “[Г]” Sesi | Fonetik, Semantik ve Ontolojik Çözümleme](https://gubze.org/wp-content/uploads/2025/12/Adsiz-Tasarim-kopyasi-3.png)