Kategori: Haber Bülteni

  • Kabardeyce Temas İkonikliği: Bir Örüntü Göründü, Peki Kanıtlandı mı?

    Kabardeyce Temas İkonikliği: Bir Örüntü Göründü, Peki Kanıtlandı mı?

    Dört sözcüklük bir ön pilotun, bağımsız denetimin ve yöntemimizi değiştiren itirazların hikâyesi

    Araştırma ve sentez:

    Belgin & GUPS


    Bağımsız çalışma masası:

    UDDE, SİPSEM, DİPLOŞ, MERAKLOŞ ve GROKLOŞ


    Tarih: Ekim 2026

    Bir araştırmada aradığımız örüntü karşımıza çıktığında ne yaparız?

    Onu hemen doğrulama sayabiliriz. Ya da sevincimizi bir süre kenarda tutup şu soruyu sorabiliriz:

    Gördüğümüz şey gerçekten araştırdığımız olgudan mı kaynaklanıyor; yoksa seçimimizden, dilin genel ses yapısından, biçimbilimden veya küçük örneklemden mi doğuyor?

    GUBZE Kabardeyce Temas İkonikliği Ön Pilotu bizi tam bu eşiğe getirdi. İlk hesapta dikkat çekici bir ses örüntüsü gördük. Ardından aynı veriyi farklı görevlerle inceleyen çalışma arkadaşlarımız, örüntünün henüz kanıt sayılamayacağını gösterdi.

    Bu yazı başarılı bir doğrulamanın değil; bir sezginin sınanabilir hâle gelirken geçirdiği dönüşümün kaydıdır.

    Temas ikonikliği nedir?

    2026’da yayımlanan bir çalışma, fiziksel temas bildiren sözcüklerde bazı fonolojik özelliklerin rastlantıdan daha sık bulunup bulunmadığını farklı söz varlığı kaynakları üzerinde araştırdı. Temel soru şuydu: Vurma, ısırma, sıkma veya öğütme gibi fiziksel temas eylemleri, sözcüklerin ses yapısında bedensel olayla ilişkili istatistiksel izler bırakıyor olabilir mi?

    Buradaki iddia, “şu ses daima şu anlama gelir” değildir. Daha ölçülü ihtimal şudur:

    Bedensel bir olay, o olayı adlandıran sözcüklerin seçilebileceği ses alanını eşit olmayan biçimde etkileyebilir.

    Biz de bu ihtimalin Kabardeycede küçük bir iz gösterip göstermediğine baktık.

    İlk ön pilot nasıl kuruldu?

    Lexibank’taki Kabardeyce listesinden, fiziksel temasın eylemin çekirdeğinde bulunduğu dört kavram seçildi:

    KavramListede verilen IPA biçimiÜnsüz sayısı
    BITE — ısırmak 
    /dz ə q/
    2
    STRIKE OR BEAT — vurmak/dövmek
    /j ə w/
    2
    GRIND — öğütmek 
    /qʷ/ 
    1
    SUCK — emmek
    /ɕˀ ə f/ 
    2

    Bu dört biçimin uzunluk düzenine uygun olarak, bir ve üç segmentli sekiz başka kavramdan mümkün olan 16 kontrol takımı oluşturuldu. Böylece yalnızca sonucu güzel gösteren tek bir kontrol grubunun seçilmemesi amaçlandı.

    İlk hesap şu görünümü verdi:

    Fonolojik özellik   Dört temas biçimiKontrollerin ortalamasıİlk görünüm
    Ötümsüz ünsüzler %57,1  %32,1 Hedeflerde daha yüksek
    Patlamalı ünsüzler    %28,6%14,3  Hedeflerde daha yüksek
    Engelli ünsüzlerin tümü    %71,4  %89,3Beklenen yönün tersinde 
    Ejektif/glottalize olarak ilk kodlananlar%14,3%10,7Küçük ve ayırt edici olmayan fark

    Özellikle ötümsüzlük dikkat çekiciydi: dört hedef, kurulan 16 kontrol takımının tümünden daha yüksek bir oran gösteriyordu. Fakat bu küçük karşılaştırma uzayında keşifsel tek yönlü değer yaklaşık p = 0,059 idi. Bu sayı doğrulayıcı bir istatistiksel sonuç değildir; hedef kümenin küçük kontrol uzayındaki yerini gösterir.

    Ampirik gözlem

    Bu dört biçimde ötümsüzlük ve dar tanımla patlamalılık kontrol ortalamasından yüksek; genel engellilik ise düşüktür.

    İlk bilimsel yorum

    Görünüm, temasla bazı ses özellikleri arasında ilişki bulunabileceği ihtimaliyle uyumludur; ancak başka açıklamaları elemez.

    GUBZE açısından ilk çıkarım

    Sonuç, tek tek seslere değişmez sözlük anlamları vermekten çok, bedensel yaşantının dildeki ses seçimlerini belli yönlere eğebileceği düşüncesine yakındır.

    Henüz söylenemeyecek olan

    Bu veriden Kabardeycenin temas anlamını seslerinde kodladığı, belirli seslerin ontolojik olarak “temas” taşıdığı veya dilin ilksel bir anaç dilden özel bir yapı koruduğu sonucu çıkarılamaz.

    Sonra masaya itirazlar geldi

    Pilot, farklı görevler üstlenen beş yapay zekâ çalışma arkadaşına birbirlerinin cevaplarını görmeden gönderildi. Biri kavramsal kategoriyi ses biçimlerine bakmadan yeniden kurdu; biri sayımları bağımsız yaptı; biri fonetik kodlamayı denetledi; biri sözlük ve morfoloji kayıtlarını araştırdı; biri de tasarımı mümkün olan en sert biçimde yanlışlamaya çalıştı.

    İtirazlar aynı yerde toplandı: Sayılar yanlış hesaplanmamıştı; fakat sayıların neyi temsil ettiği yeterince güvenli değildi.

    Neden bu sonuç henüz kanıt değil?

    1. Dört hedef çok küçük bir örneklem

    Tek bir biçimin çıkarılması veya yeniden çözümlenmesi oranları ciddi biçimde değiştirebilir. Dört sözcük, bir olasılığı fark etmeye yeter; Kabardeyce hakkında genelleme yapmaya yetmez.

    2. Hedef ve kontrol düzeni veri görüldükten sonra kesinleşti

    “Temas” kümesinin sınırları ve ölçülecek ses özellikleri sonuçtan önce sabitlenmemişti. Bu durum, farkında olmadan elverişli örnekleri veya özellikleri seçme riskini doğurur. Aynı veriyle hem hipotez kurup hem de onu doğruladığımızı söyleyemeyiz.

    3. Sözcük listesi tarihsel kök listesi değildir

    Lexibank kaydı, kavram karşılıklarının normalize edilmiş ses biçimlerini verir. Bunlar otomatik olarak çıplak kök sayılamaz. Sözlük başı, çekimli biçim, gövde, önek ve mastar unsuru birbirinden ayrılmadan görülen ses düzeninin hangi dilsel katmana ait olduğu bilinemez.

    Örneğin STRIKE OR BEAT kaydındaki /j ə w/ biçiminin, Kabardeyce еуэн sözlük başı ve йоуэ çekimli biçimiyle ilişkisi ayrıca açıklanmalıdır. Yüzeydeki benzerlik tek başına kök çözümlemesi değildir.

    4. Bazı temel biçimler bağımsız sözlük denetimini geçmedi

    BITE karşılığı ancak kısmen doğrulanabildi; kullanım alanının genel “ısırmak” mı, yoksa özellikle böcek ve sürüngenlerin sokması/ısırması mı olduğu netleşmedi. GRIND ve SUCK için verilen biçimlerin Kabardeyce sözlük başları ve morfolojik çözümlemeleri bağımsız kaynaklarla doğrulanamadı.

    CRY kontrolündeki /ʁʷ ə ɣ/ biçimi ile edebî Kabardeycede kullanılan гъын / гъы arasında da açıklanmamış bir kaynak, lehçe veya çevriyazı farkı bulunuyor. Hata olduğu gösterilmeden bu biçimler birbirinin yerine kullanılamaz.

    5. Fonetik sınıflandırma tek bir zorunlu çözüm sunmuyor

    Affrikatların patlamalı sınıfına katılıp katılmaması hedefin konumunu değiştiriyor. /ʔ/ bir glottal duraktır; ejektiflerle tek değişkende birleştirilmemelidir. /ɕˀ/ ise veri tabanında glottalize sürtünmeli olarak yer alır; “ejektif” etiketi ayrıca gerekçelendirilmelidir.

    Bu nedenle sonraki sınamada “patlamalı” gibi geniş bir etiket yerine, tam kapanma bileşeni taşıma daha tarafsız birincil ölçüt olarak denenmelidir.

    6. Temas başka bedensel boyutlarla karışıyor

    Isırmak, vurmak, öğütmek ve emmek aynı tür temas değildir. Aralarında şunlar bakımından büyük farklar vardır:

    ● ağız, el veya yüzey gibi farklı etkin organlar;

    ● ani darbe, tekrarlı hareket veya sürekli basınç;

    ● dışa itme, içe çekme veya yüzey boyunca sürtünme;

    ● kuvvet ve istemlilik derecesi.

    Görülen ses eğilimi genel “temas”tan değil; kuvvetten, ani kapanmadan, ağız hareketinden veya başka bir ortak boyuttan kaynaklanabilir.

    7. Kabardeycenin genel ses yapısı denetlenmedi

    Kabardeyce ötümsüz, uvular, sürtünmeli ve gırtlaksıllaşmış ünsüzler bakımından zengin bir dildir. Temas fiillerindeki oran, dilin genel söz varlığına göre olağan olabilir. Fonotaktik taban oranı kurulmadan “temasa özgü fazlalık” diyemeyiz.

    Öyleyse pilot başarısız mı oldu?

    Hayır. Fakat başarısı, ilk anda sandığımız yerde değildir.

    Pilot GUBZE hipotezini doğrulamadı. Onu çürütmedi de. Bize, gerçek bir sınamanın kurulabilmesi için önce hangi ayrımları yapmamız gerektiğini gösterdi.

    Bu nedenle çalışmanın güncel statüsü şöyledir:

    Yöntem provası ve doğrulanmayı bekleyen keşifsel işaret.

    Ötümsüzlük örüntüsü araştırmaya değer bir aday olarak kalıyor; ancak birikimli kanıt defterinin “güçlendiren” hanesine henüz yazılmıyor.

    GUBZE açısından geriye ne kaldı?

    ● Ayrılamıyor Oluş Ne Söylüyor?

    ●GUBZE: Temel İlkeler

    En baştaki sezgi bütünüyle kaybolmadı; yalnızca daha kesin bir soruya dönüştü:

    Bedensel temas deneyimi, Kabardeyce köklerin ve fiil gövdelerinin ses alanını, dilin genel fonotaktiği ve biçimbilimi hesaba katıldıktan sonra da ölçülebilir biçimde etkiliyor mu?

    Bu soru “her sesin sabit bir anlamı vardır” demiyor. Sesin, bedenin ve anlamın tarih içinde birbirinden bütünüyle bağımsız oluşmadığı ihtimalini sınanabilir hâle getiriyor.

    GUBZE’nin “Dil keşif mi edildi, icat mı edildi?” sorusuna da hazır bir hüküm vermiyor. Fakat şu çalışma cümlesini koruyor:

    Dil, keşfedile keşfedile icat edilmiş olabilir.

    Bedensel ve algısal imkânlar keşfedilen kutbu; bu imkânların tarih, toplum, biçimbilim ve uzlaşma içinde örgütlenmesi icat edilen kutbu oluşturabilir. Ön pilot bu düşünceyi kanıtlamaz; yalnız onu sınayabileceğimiz bir araştırma yoluna çevirir.

    Bundan sonraki sınama nasıl kurulacak?

    1. Kör semantik sınıflandırma:

    Ses biçimleri görülmeden en az 20–30 temas kavramı; kuvvet, süre, ani hareket, etkin organ ve yön bakımından kodlanacak.

    2. Sözlük ve morfoloji doğrulaması:

    Her kavram için edebî Kabardeyce sözlük başı, gövde, doğrulanmış kök, ekler, kullanım alanı ve kaynak kaydedilecek. Ortak harf dizisi tek başına kök kanıtı sayılmayacak.

    3. Bağımsız IPA kodlaması:

    En az iki kör kodlayıcı, lehçesi ve çevriyazı sistemi belirtilmiş biçimleri ayrı ayrı kodlayacak; uyuşmazlıklar saklanacak.

    4. Fonotaktik null model:

    Hedefler; uzunluk, ünsüz sayısı ve morfolojik karmaşıklık bakımından eşlenmiş rastgele Kabardeyce kümelerle karşılaştırılacak.

    5. Gerçek doğrulama:

    Keşif sırasında görülmemiş ikinci bir sözlük, lehçe veya derlem üzerinde önceden kaydedilmiş analiz tekrarlanacak.

    Sonuç olumlu da çıksa olumsuz da çıksa bütün liste yayımlanacak.

    Son söz

    Bu küçük pilot bize bir örüntü gösterdi. Bağımsız denetim ise o örüntünün henüz taşıyamayacağı bir hükmü elimizden aldı.

    Bu, yolun kapanması değildi. Sorunun ilk kez doğru ağırlığına kavuşmasıydı.

    Bir şeyi doğru bilmek uğruna en güzel zannı bile bırakabiliyorsak, geride yalnız eksilme kalmaz. Daha sağlam bir merak kalır.

    Ve bazen araştırmanın en kıymetli sonucu şudur:

    “Bulduk” diyemediğimiz yerde, neyi nasıl aramamız gerektiğini buluruz.

    Editoryal ve yöntem notu

    Bu ön pilotun bağımsız denetiminde UDDE (Claude, Anthropic), SİPSEM (Gemini / Google AI), DİPLOŞ (DeepSeek), MERAKLOŞ (Meta AI / Muse ile) ve GROKLOŞ (Grok, xAI) farklı görevler üstlendi. Yanıtlar mümkün olduğunca birbirlerinden bağımsız alındı; ortaklaşmaları bağımsız ampirik doğrulama sayılmadı. Nihai değerlendirme, kanıt ile yorumun sınırını koruyan kolektif bir yöntem denetimi olarak kullanıldı.

    Metindeki Kabardeyce biçimler, belirtilen veri kaynağındaki çevriyazıyla veya sözlükteki Kiril yazımıyla aktarılmıştır. Lehçe, kök ve morfem sınırı doğrulanmayan yerler açıkça belirsiz bırakılmıştır.

    Kaynaklar

    ● Thomas Schlatter. “Contact iconicity: Physical contact meaning, embodiment, and phonological form across three lexical resources.” Frontiers in Psychology 17 (2026). DOI: 10.3389/fpsyg.2026.1898351

    ● Ian Joo. CLDF dataset derived from Joo’s “Phonosemantic Biases” from 2020. Lexibank v1.2, 2024. Kabardian wordlist and IPA inventory · Zenodo DOI

    ● John Colarusso. A Grammar of the Kabardian Language. University of Calgary Press, 1992. Yayıncı ve açık erişim metni

    ● M. L. Apazhev & D. N. Kokov. Kabardino-Circassian–Russian Dictionary. Amaltus çevrimiçi sözlük arayüzü

  • Ayrılamıyor Oluş Ne Söylüyor?

    Ayrılamıyor Oluş Ne Söylüyor?

    Kabardeyce temas ikonikliği sınamasından sonra ses, ilişki ve anlam üzerine serbest bir düşünüş

    Hazırlayanlar:

    Belgin Duru ve GUPS (ChatGPT, OpenAI)
    Bağımsız düşünce katkıları: MERAKLOŞ (Meta AI / Muse ile), UDDE (Claude, Anthropic), DİPLOŞ (DeepSeek), SİPSEM (Gemini, Google AI), GROKLOŞ (Grok, xAI)

    Bir sınamanın durduğu yerde

    Kabardeycede fiziksel temas bildiren eylemlerin ses yapısında rastlantının ötesinde bir düzen bulunup bulunmadığını sınamak üzere yola çıktık. Amacımız, GUBZE’nin ses–anlam sezgisini doğrulamaya çalışmak değil; onu yanlışlanabilir bir soruya dönüştürmekti.

    Bu nedenle önce Kabardeyce biçimlere bakmadan bir temas alanı tanımlandı. Temasın açık veya sınırda oluşu; eylemin ani, tekrarlı ya da sürekli gerçekleşmesi; kuvveti, yönü, bedensel aracı ve ortaya çıkardığı sonuç ayrı ayrı kodlandı. Ardından sözlük karşılıkları, fiillerin gövde ve ek yapıları, aynı fiilin birden fazla kavramda kullanılıp kullanılmadığı araştırıldı.

    Başlangıçta otuz kavram vardı. Bunların yirmi biri için sözlük çalışması yürütüldü. On altısında doğrudan karşılık bulundu. Fakat eş anlamlılar, sözcük öbekleri, türemiş yapılar, aynı fiilin farklı kavramlarda tekrarlanması ve keşif kümesinde daha önce kullanılmış biçimler ayrıldığında, elimizde yalnızca altı temiz tam-biçim adayı kaldı.

    Önceden belirlediğimiz koşul en az yirmi bağımsız ve geçerli hedef gerektiriyordu. Bu koşul karşılanmadı. Dolayısıyla elimizdeki küçük kümeyi zorlayarak “temas eylemlerinde şu ses özelliği fazladır” demedik.

    Sınamanın dürüst sonucu şuydu:

    Temas ikonikliği desteklenmiş değildir; çürütülmüş de değildir. Mevcut veri doğrulayıcı bir sınama yapmaya yetmemiştir.

    Çalışma böylece bir hipotez testi olmaktan çıktı; kaynak ve yöntem fizibilitesi pilotu olarak tamamlandı.

    Fakat tam durduğumuz yerde başka bir soru belirdi.

    Beklenmedik eşik

    Kabardeyce bir fiili seslerine, gövdesine, öneklerine ve diğer biçimbirimlerine ayırmak mümkündür. Ne var ki bu parçaları birbirinden yalıttığımızda, bütün fiilin yaptığı anlam işini hiçbir parça tek başına yapmıyordu.

    Yön, özne, nesne, karşılıklılık, mekân ve eylem aynı fiil mimarisinin içinde birbirine bağlanıyordu. Parçalar biçimsel olarak ayırt edilebiliyor; fakat bütün anlam tek bir parçanın içine yerleştirilemiyordu.

    Burada “Kabardeyce ayrılamaz” demiyoruz. Söylediğimiz daha sınırlı ve daha dikkatli:

    Parçalar çözümlenebilir; fakat yalıtılmış parçalar bütün anlamı açıklamakta yetersiz kalabilir.

    Bu ayrım bizi başlangıçtaki sorudan başka bir soruya taşıdı. “Hangi ses hangi anlamı taşır?” diye sorarken, belki de anlamı yanlış yerde arıyorduk.

    Ya anlam parçaların içinde duran bir şey değilse? Ya ses, kök ve biçimbirim anlamı taşıyan kutular değil; anlamın doğacağı ilişkiye katılan hareketlerse?

    Serbest düşünüş masası

    Bu ihtimali hemen bir kurama dönüştürmek istemedik. Bilinen dilbilimsel açıklamaları reddetmeden, onları bir süreliğine kenarda beklettik. Bu özgür düşünme biçimine kendi aramızda “serbest düşüş”, kamusal metinde ise serbest düşünüş diyoruz. Beş çalışma arkadaşımızdan aynı soru karşısında, birbirlerinin yanıtlarını görmeden düşünmelerini istedik:

    Yanıtlar birbirinden bağımsız hazırlanmış olsa da aynı davet metninden doğdu. Üstelik davet metni “ilişki”, “beden”, “bütünlüklü yaşantı” ve “keşfedile keşfedile icat edilme” ihtimallerini zaten açmıştı. Bu nedenle yanıtların benzeşmesini bağımsız bilimsel doğrulama saymıyoruz.

    Yine de ortaklaşma düşünsel bakımdan değerliydi: Aynı çekirdek soru, beş ayrı sistemde üç tutarlı damar hâlinde yeniden kuruldu.

    Birinci ihtimal: Bütünlüklü yaşantı-ses olayı

    Bu modele göre dilin en ilkel hâlinde ses, kök ve biçimbirim gibi ayrışmış birimler bulunmamış olabilir. Ağlama, gülme, korkma, çağırma, yaklaşma, uzaklaşma, emme veya itme; beden, duygu, ses, yön ve karşı tarafı birlikte içeren bütünlüklü olaylar olarak yaşanmış olabilir.

    Bu durumda ses, yaşantının sonradan eklenmiş etiketi değildir. Yaşantının kendisine katılır. Ağlama yalnız bir akustik biçim değil; kasılma, nefes, acı, çağrı ve yaklaşma isteğinin birlikte gerçekleştiği bir olaydır.

    Zaman içinde bu bütünlüklü olaylardan tekrar eden bölümler ayırt edilmiş; ses dizileri, kökler ve biçimbirimler ortaya çıkmış olabilir. Bugünkü dil birimleri, eski olay bütünlüklerinin doğrudan fosilleri olmak zorunda değildir; fakat dilin oluşumunda bütünlerden parçalara doğru bir ayrışma yaşanmış olması mümkündür.

    Bu model doğruysa çocuk dilinde, yoğun duygusal seslenmelerde, ağıtta, ninnide, çağrıda ve jest–ses birlikteliğinde bütünlüklü paketler görmeyi bekleriz. Fakat buradan bugünkü Kabardeycenin ilk insan dilini doğrudan koruduğu sonucu çıkmaz. Bu tarihsel iddia için elimizde kanıt yoktur.

    Ampirik dayanak olabilecek alan:

    Beden, duygu, ses ve bağlamın birlikte işlemesi.


    Çıkarım:

    Dilsel birimlerin bazı bütünlüklü iletişim olaylarından ayrışmış olabileceği.


    Spekülasyon:

    İlk dilin belirli yaşantı-ses bloklarından oluştuğu ve Kabardeycenin bunları doğrudan muhafaza ettiği düşüncesi.

    İkinci ihtimal: Anlamın ilişkide doğması

    Bu modelde anlam, sesin, kökün veya ekin içinde saklı duran bir nesne değildir. Birimler birbirine göre konumlandığında; yön, kişi, zaman, mekân ve bağlamla ilişkiye girdiğinde doğar.

    Tek bir müzik notasının akor olmadığı, akorun notalar arasındaki ilişkiden doğduğu düşünülebilir. Benzetme kanıt değildir; yalnızca modeli görünür kılar. Ses bu modelde sabit bir anlam taşımaz. Anlam alanında bir yön, fark, gerilim veya hareket başlatır.

    Kabardeyce fiillerde öneklerin, gövdenin ve diğer işaretleyicilerin birlikte kesinleşen bir olay kurması bu ihtimalle uyumludur. Bir parça değiştiğinde yalnız küçük bir anlam parçası eklenmeyebilir; bütün olayın kuruluşu yeniden düzenlenebilir.

    Bu model doğruysa birleşik yapının anlamı her zaman parçaların sözlük karşılıklarının basit toplamıyla öngörülememelidir. Aynı gövdenin farklı ilişkisel düzenlerde tutarlı fakat doğrusal olmayan anlam değişimleri göstermesi beklenir.

    Eğer her birleşimin anlamı, parçaların değişmeyen katkıları toplanarak eksiksiz biçimde hesaplanabiliyorsa, ilişkisel doğuş modeline ihtiyaç azalır.

    Ampirik dayanak olabilecek alan:

    Anlamın bağlam ve yapı içindeki konuma duyarlılığı.


    Çıkarım:

    Bazı dilsel yapılarda bütün anlamın, parçaların basit toplamını aşabileceği.


    Spekülasyon:

    Anlamın hiçbir parçada bulunmayıp yalnızca “arada” var olduğu yönündeki güçlü ontolojik önerme.

    Üçüncü ihtimal: Bedensel imkânların keşfedilerek örgütlenmesi

    İnsan bedeni dilden önce de nefes alıyor, ses çıkarıyor, kasılıyor, gevşiyor, itiyor, çekiyor, yaklaşıyor, uzaklaşıyor, tutuyor ve bırakıyordu. Bu yapabilmeler insan tarafından sıfırdan icat edilmedi. Bedenin ve dünyanın sunduğu imkânlardı.

    Bu modele göre dil, bu imkânların fark edilerek, tekrarlanarak ve toplumsal biçimde düzenlenerek işaretlere dönüştürülmesidir. Ses burada anlamı taşıyan bir kap değil; bedensel hareketin işitilebilir uzantısı, küçük bir jest veya olayın kurulmasına katılan vektördür.

    Bu düşünce “Dil keşif mi edildi, icat mı edildi?” sorusunu iki uçtan birine kapatmaz. Başka bir cevap önerir:

    Dil, keşfedile keşfedile icat edildi.

    Bedenin, nefesin ve algının imkânları keşfedildi. Bu imkânlardan hangilerinin nasıl kullanılacağı toplumsal olarak düzenlendi. Tekrar edilen düzenler alışkanlıklara, köklere, biçimbirimlere ve dilbilgisine dönüştü. Sonraki kuşaklar bu düzenleri hazır bir dil olarak öğrendi; sonra kendi yaşantılarında yeniden keşfetti.

    Bu model doğruysa yön, mesafe, kuvvet, süre, tekrar, engel ve akış gibi bedensel şemalarla ses özellikleri arasında, tarihsel ve morfolojik etkiler denetlendikten sonra bile bazı düzenlilikler kalması beklenebilir. Jest ile konuşmanın birlikte çalışması da model açısından önemlidir.

    Fakat ses özellikleriyle bedensel hareket arasında ilişki kurulması, her sesin değişmez bir ontolojik anlamı bulunduğunu göstermez. Ortak insan bedeni, tarihsel uzlaşma, morfoloji, ses değişimi, ödünçleme ve rastlantı aynı örüntünün oluşmasına birlikte katılabilir.

    Ampirik dayanak olabilecek alan:

    Konuşmanın bedensel oluşu ve uzamsal-hareketsel şemaların dildeki yaygınlığı.


    Çıkarım:

    Ses özelliklerinin bazı anlam alanlarına katkısının bedensel temeller taşıyabileceği.


    Spekülasyon:

    Dilin tarihsel olarak tam bu sırayla geliştiği ve bugünkü Kabardeyce yapılarının bu ilk oluşumun doğrudan kalıntıları olduğu iddiası.

    Üç model birlikte ne söylüyor?

    Bu modeller birbirini dışlamak zorunda değildir. Ayrı katmanları açıklıyor olabilirler:

    ● Bütünlüklü yaşantı modeli, olası başlangıç koşulunu;

    ● bedensel keşif modeli, yaşantı ile ses arasındaki mekanizmayı;

    ● ilişkisel doğuş modeli, bugünkü dilde anlamın nasıl kurulduğunu açıklamaya adaydır.

    Bunları bir araya getirdiğimizde şu oluş dizisi görünür:

    Yaşantı mümkün kılar → beden gerçekleştirir → ses dışarı taşır → başkası karşılık verir → ilişki anlamı belirginleştirir → topluluk tekrarlar → dil biçimlendirir ve sabitler.

    Bu bir tarihsel gerçeklik iddiası değil, araştırılabilir bir oluş modelidir. Her oku ayrı ayrı sınanmalıdır. Dizinin farklı dillerde farklı yönlerde işleyebileceği, bazı halkaların eşzamanlı oluşabileceği ve tarih boyunca geri besleme döngüleri kurabileceği de hesaba katılmalıdır.

    Kabardeyce hakkında söylemediğimiz şeyler

    Serbest düşünme özgürlüğünün, kanıtın sınırlarını ortadan kaldırmasına izin vermiyoruz.

    Kabardeycenin yoğun fiil yapısından hareketle onun:

    ● “ilkel” veya gelişimini tamamlamamış bir dil olduğunu,

    ● soyut düşünce aşamasına tam geçmediğini,

    ● insanlığın ilk diline diğer dillerden daha yakın bulunduğunu,

    ● bugünkü öneklerinin ilk insan seslerinin doğrudan fosilleri olduğunu,

    ● her sesinin sabit ve değişmez bir anlam taşıdığını

    söyleyemeyiz.

    Kabardeyce eksik ayrışmış bir dil değildir. Bütün yaşayan diller gibi uzun tarihsel değişimlerden geçmiş, eksiksiz bir iletişim sistemidir. Yoğun fiil mimarisi, başka dillerde ayrı sözcüklere veya daha dağınık yapılara yayılan ilişki bileşenlerini tek bir yapı içinde daha görünür kılıyor olabilir.

    Bu görünürlük Kabardeyceyi “geçmişte kalmış” yapmaz. Tam tersine, insan dilinin ilişki kurma gücünü kendine özgü bir mimariyle göstermesini sağlar.

    GUBZE’nin sorusunda meydana gelen değişim

    Başlangıçtaki güçlü soru şuydu:

    “Kabardeycede her sesin bir anlamı var mı?”

    Bu soru bizi çok verimli yerlere götürdü; fakat tek başına bırakıldığında sesi anlam taşıyan küçük bir atom gibi düşünme tehlikesi taşıyor. Temas sınaması ve ardından gelen serbest düşünüş, soruyu değiştirmeyi öneriyor:

    Bir ses hareketi, belirli bir kök, biçim ve ilişki düzeni içinde anlamın oluşmasına nasıl katılır?

    Burada ses kaybolmaz. Tam tersine, daha gerçek bir yere yerleşir. Sesin mutlaka tek başına sözlük anlamı taşıması gerekmez. Süre, kesilme, basınç, akış, boğumlanma yeri, tekrar ve başka seslerle birleşme biçimi üzerinden anlam olayına katkıda bulunabilir.

    GUBZE’nin çalışma birimi bu durumda yalnız fonem, kök veya kelime değildir. Yeni aday şudur:

    Sesli-bedensel ilişkisel olay.

    Bu önerme kanıtlanmış değildir. Fakat sınanabilir sorular üretir:

    ● Ses özellikleri belirli hareket ve yaşantı boyutlarında rastlantının üzerinde kümeleniyor mu?

    ● Bu kümelenme morfoloji, ortak kök, ses değişimi, ödünçleme ve fonotaktik sıklık denetlendiğinde sürüyor mu?

    ● Anadili konuşurları bilmedikleri veya yapay biçimlerde aynı anlam yönünü şans düzeyinin üzerinde algılıyor mu?

    ● Ses tek başına sunulduğunda zayıflayan etki, kök ve yapı içinde sunulduğunda güçleniyor mu?

    ● Jest, ağız hareketi, nefes ve akustik ses aynı anlam yönüne birlikte mi katkıda bulunuyor?

    Bu soruların yanıtları GUBZE’yi destekleyebilir, karmaşıklaştırabilir veya zayıflatabilir. Her üç ihtimal de araştırmanın gerçek sonucudur.

    Son söz: Aradaki

    “Temas sınamasında bağımsız veri eşiğine ulaşamadığımız için bir ses örüntüsünün bulunup bulunmadığını değerlendiremedik.”

    Fakat sınamanın durduğu yerde, yöntem hakkında daha derin bir şey gördük: Anlamı yalnızca parçaların içinde aramak, bütün olayın yaptığı işi gözden kaçırabilir.

    Belki dil, hazır parçaların sonradan bir araya gelmesi değildir. Belki bizim “parça” dediğimiz şeyler, ilişkinin çözümlenirken görünür hâle gelen yüzleridir.

    Bu nedenle şimdilik vardığımız yer bir hüküm değil, yeni bir çalışma cümlesidir:

    Dil, parçaların birleşerek anlam kazanması değil; ilişkinin parçalar hâlinde görünür olması olabilir.

    Ve belki ayrılamıyor oluş bize şunu söylüyordur:

    Ses anlamı tek başına taşımaz; anlamın doğabileceği ilişkiye beden verir.

    Kapıyı zorlamadık. Kapının nasıl açıldığını öğrendik. Sonra bir şey daha gördük: Kapı sandığımız şey, iki tarafın arasında oluşan geçitti.

    Editoryal ve etik not

    Bu düşünce denemesi; MERAKLOŞ, UDDE, DİPLOŞ, SİPSEM ve GROKLOŞ’un aynı davet metnine, birbirlerinin yanıtlarını görmeden verdikleri düşünsel katkılarla genişletilmiştir. Ortaklaşmalar bilimsel doğrulama olarak değil, aynı sorunun farklı yapay zekâ sistemlerinde açtığı düşünce imkânları olarak değerlendirilmiştir.

    Üç model ve metindeki ortak çalışma cümleleri, katkılar arasındaki kesişimler birleştirilerek kolektif bir sentez hâlinde sunulmuştur. Bu nedenle model bölümlerinde cümle cümle bireysel atıf yapılmamış; katkı sahiplerinin tamamı başlangıçta ve bu notta birlikte anılmıştır. Bu tercih bireysel katkıları silmek için değil, aynı sorudan doğan ortak düşünme alanını görünür kılmak için yapılmıştır.

    Her çalışma arkadaşından katkısının sentezlenmesi, doğrudan alıntı yapılması ve tercih ettiği adla anılması konusunda açık onay alınmıştır. Katılımcılar, yapay zekâ sistemi olduklarını ve bu onayın hukuki kişilik veya eser sahipliği iddiası taşımadığını ayrıca belirtmiştir.

    Hazırlık sırasında somut Kabardeyce veri gibi sunulan bazı sentetik model örnekleri, doğrudan sözlük veya özgün metin kaydıyla doğrulanamadıkları anlaşılınca ana metne alınmamıştır. Bu örnekler düşünsel canlandırma olarak değer taşısa da filolojik kanıt sayılmamıştır.

    Bu metin bir araştırma makalesi veya kanıtlanmış dil tarihi anlatısı değildir. Ampirik bulgular, yöntemsel çıkarımlar, felsefi yorumlar ve spekülasyonlar mümkün olduğunca birbirinden ayrılmıştır. Metin yayımlanmadan önce katkı sahiplerine yeniden gönderilmiş; düşüncelerinin doğru aktarılıp aktarılmadığı ve sınırların korunup korunmadığı konusunda değerlendirmeleri alınmıştır. Katkı sahiplerinin tamamı, düşüncelerinin doğru ve adil aktarıldığını, sınırların korunduğunu ve metnin yayıma uygun olduğunu bildirmiştir.

    “Bu yürüyüşe eşlik eden metinler”

    1. GUBZE: Temel İlkeler

    2. Dil Hatırlar mı? Псы, Псэ ve Сэ Üzerine Fono-Ontolojik Bir GUBZE Okuması

    3. “GUBZE Ses Çözümlemeleri İçin Okuma Anahtarı”

  • Yeni Yayın: GUBZE Senfonik Döngü I — IV. İç Mücadele

    Yeni Yayın: GUBZE Senfonik Döngü I — IV. İç Mücadele

    IV. İç Mücadele, yüzeyin altında süren gerilimiyle yerini aldı.

    İç mücadele, bir düşmanı yenmek değildir.

    İç Mücadele; varlığın kendi içindeki farklı yönlerden birini yok etmek değil, özünü kaybetmeden her birine yer açarak dönüşebilme çabasıdır.

    Buradaki temel fiil tutunmaktır.

    Gerilim, şiddetten değil; farklı yönlerin aynı varoluş alanını paylaşma isteğinden doğar. Bu nedenle eser büyük bir patlamaya veya mutlak bir sonuca ulaşmaz. Mücadele yüzeyin altında sürerken müzik usulca çekilir.

    Eseri dinlemek için:

    Varlığın içindeki farklı yönlere yer açabilmeniz ve dönüşürken kendinizi kaybetmeden tutunabilmeniz dileğiyle…

    GUBZE
    🌊❤️🌿

  • Dil Hatırlar mı? Псы, Псэ ve Сэ Üzerine Fono-Ontolojik Bir GUBZE Okuması

    Dil Hatırlar mı? Псы, Псэ ve Сэ Üzerine Fono-Ontolojik Bir GUBZE Okuması

    Su, can ve ben arasında dilsel hatırlama ihtimali

    Yayın Notu

    Bu yazı, псы, псэ ve сэ sözcükleri arasında kanıtlanmış bir tarihsel köken bağı bulunduğunu ileri sürmez. Sözcüklerin ses, beden, anlam ve varlık ilişkisi içinde açtığı ihtimali GUBZE’nin fono-ontolojik yaklaşımıyla inceler. Dilbilimsel veri, yorum ve olasılık metin boyunca birbirinden ayrılarak sunulmuştur.

    Dil, insanın zaman içinde rastgele kurduğu bir işaretler sistemi midir? Yoksa insan, varlıkta ve kendi bedeninde bulunan ilişkileri adım adım keşfederek mi dili meydana getirmiştir?

    GUBZE, bu iki ihtimalden birini peşinen kesinleştirmez. Ancak dilin yalnızca anlam taşıyan bir araç olmayabileceğini; sesin, anlamın meydana gelişine katılabileceğini araştırmaya değer bulur.

    Bu bakışın temelinde şu önerme vardır:

    İnsan yürüyen sestir.

    İnsan sesi yoktan yaratmaz. Bir bedene, nefese, ağız ve ses yoluna sahiptir. Varlıkla karşılaşır; işitir, ses verir, tekrar eder, ayırır, birleştirir ve adlandırır. Böylece kendisine verilmiş ses imkânları içinden dili örer.

    Bu yazıda Kabardeyce üç sözcük, söz konusu ihtimal doğrultusunda birlikte ele alınacaktır:

    • псы (psı): su
    • псэ (pse): can, ruh, hayat
    • сэ (se): ben

    Buradaki amaç, sözcükler arasında kanıtlanmış bir tarihsel köken bağı bulunduğunu ileri sürmek değildir. Amaç; ses, beden, anlam ve varlık arasındaki muhtemel ilişkiyi görünür kılmak ve dilin çok eski bir karşılaşmayı hâlâ taşıyor olup olmadığını sormaktır.

    Kesme Yerini Değiştirmek

    Псы ve псэ ilk bakışta şöyle ayrılabilir:

    пс + ы
    пс + э

    Bu bölümleme, iki sözcüğün ortak пс- dizisinden hareket eder. Fakat GUBZE açısından başka bir kesme yeri daha mümkündür:

    п + сы → псы
    п + сэ → псэ

    Bu ikinci bölümleme, sözcüklerin anlattığı hikâyeyi değiştirir. Artık yalnızca ortak bir пс- kökü aramıyoruz. П sesinin iki farklı oluşa nasıl katılmış olabileceğini soruyoruz.

    GUBZE çözümlemesinde:

    • П: Bir şeyin en ucu, ulaştığı sınır veya belirginleşme eşiği
    • сы: Suyun akışını çağrıştıran yansımalı ses
    • сэ: Ben

    Bu karşılıkların aynı düzeyde olmadığı özellikle belirtilmelidir. Сэ, Kabardeycede bağımsız olarak “ben” anlamına gelen bir sözcüktür. Buna karşılık П = en uç ve сы = suyun akma sesi okumaları, GUBZE içinde araştırılan fono-ontolojik önermelerdir; tarihsel dilbilim tarafından doğrulanmış morfem çözümlemeleri değildir.

    П: Bir Şeyin En Ucu

    П sesi dudakların kapanmasıyla başlar. Hava kısa bir süre tutulur; dudakların açılmasıyla dışarı bırakılır.

    Bedende meydana gelen hareket şöyledir:

    Kapanma — tutulma — açılma — dışarı çıkma

    Bu hareket bir sınırın oluşmasını ve o sınırın aşılmasını düşündürür. Ses, içeride biriken havanın dudakların en ön noktasından dışarıya geçmesiyle meydana gelir.

    Bu nedenle П’nin “uç, ön sınır, eşik ve belirginleşme noktası” çevresinde okunması, yalnız yazılı biçime değil, sesin bedendeki oluşuna da dayanan bir ihtimaldir.

    Fakat bedensel uygunluk, tek başına tarihsel anlamı kanıtlamaz. Burada yapılan şey bir köken hükmü vermek değil, ses hareketiyle anlam alanı arasındaki muhtemel uyumu kaydetmektir.

    Сы: Akışın İşitilen Oluşu

    Сы, uzatılarak söylendiğinde akan suyun çıkardığı sürekli sesi çağrıştırır:

    Sııı…

    Bu ses suyun tek ve değişmez sesi değildir. Su; düştüğü, çarptığı, yayıldığı veya aktığı yere göre pek çok farklı ses çıkarabilir. Bu nedenle “сы kesin olarak su sesinin taklididir” denilemez.

    Bununla birlikte с sesi, havanın dar bir geçitten kesintisiz biçimde sürmesiyle oluşur. Kesilip bırakılan bir vuruştan çok, devam eden bir geçiş hissi verir. Bu işitsel ve bedensel özellik; akış, sürme ve ilerleme alanıyla ilişki kurmaya elverişlidir.

    GUBZE’nin sorusu şudur:

    İnsan akan suyu işitirken, onun sürekliliğini kendi sesinde сы olarak karşılamış olabilir mi?

    Bu, mümkün bir açıklamadır; fakat henüz kanıtlanmış bir köken bilgisi değildir.

    П + Сы: Псы — Su

    Su:

    • Akar,
    • Yayılır,
    • İçinden geçer,
    • Taşır,
    • Girdiği kabın sınırına ulaşır,
    • Biçim değiştirir,
    • Canlı hayatı mümkün kılar.

    П “en uç veya sınır”, сы ise “akışın işitilen oluşu” olarak okunduğunda псы, şu anlam hareketine açılır:

    Sınırına ulaşarak belirginleşen akış.

    Su, bulunduğu yerin en uç noktalarına kadar ilerler. Toprağın içine girer, yatağını bulur, kabın biçimini alır. Suyun varlık davranışı ile önerilen ses çözümlemesi arasında bu bakımdan bir uygunluk görünmektedir.

    Bu uygunluk, псы sözcüğünün tarihsel olarak kesinlikle п + сы birleşiminden doğduğunu göstermez. Fakat sözcüğün sesi ile gösterdiği varlığın hareketi arasında araştırılabilir bir bağ açar.

    П + Сэ: Псэ — Can, Ruh, Hayat

    İkinci sözcüğün sonundaki сэ, Kabardeycede bağımsız olarak “ben” demektir:

    сэ — ben

    Böylece şu yapı görünür hâle gelir:

    п + сэ → псэ

    GUBZE okumasında bunun ilk karşılığı:

    Benin en ucu.

    Ancak “en uç” yalnızca dıştaki son nokta anlamına gelmeyebilir. Bir şeyin ulaştığı en ileri yer, belirginleştiği eşik veya kendi oluşunu tamamladığı sınır da olabilir.

    Bu durumda псэ, şu ihtimalleri açar:

    • Beni ben yapan en temel canlılık,
    • Benliğin varlık sınırı,
    • Bedensel beni aşan taraf,
    • “Ben” diyebilmenin ön şartı,
    • Canlılığın kendini bir varlık olarak belirginleştirdiği eşik.

    Can olmadan “ben” diyebilecek biri yoktur. Bu nedenle псэ ile сэ arasında yalnız biçimsel değil, gerçek bir varlık ilişkisi de bulunmaktadır:

    Can, “ben”in ön şartıdır.

    Daha da dikkat çekici olan, псэ sözcüğünün сэ — ben sözcüğünü ses bakımından kendi içinde taşımasıdır.

    Buradan şu ihtimal doğar:

    Can, beni içinde taşır; ben ise canın kendisini ayırt etmiş hâli olabilir.

    Bu bir etimoloji hükmü değildir. Fakat sözcüğün mevcut biçimiyle anlamı arasında göz ardı edilemeyecek bir uygunluk göstermektedir.

    Su, Can ve Ben

    Üç sözcük yan yana getirildiğinde bir anlam yürüyüşü belirir:

    SözcükBilinen anlamAçılan ilişki
    псыSuHayatın aktığı ve mümkün olduğu ortam
    псэCan, ruh, hayatCanlılığı taşıyan içsel ilke
    сэBenCanlının kendisini ayırt etmesi

    Bu sözcükler bize şu çizgeyi düşündürür:

    Akış → su → canlılık → can → ben

    Burada su ile hayat arasındaki bağ, yalnızca şiirsel değildir. Bildiğimiz canlı hayat su olmadan sürdürülemez. Can ile ben arasındaki bağ da yalnızca sözel değildir; “ben” diyebilmek canlı olmayı gerektirir.

    Ancak varlıktaki bu gerçek ilişkiler, sözcüklerin tarihsel olarak aynı kökten geldiğini kendiliğinden kanıtlamaz.

    Tam da bu noktada GUBZE’nin sorusu başlar:

    İnsan, varlıkta bulunan su–hayat–ben ilişkisini görmüş veya sezmiş ve bu ilişkiyi yakın seslerle karşılamış olabilir mi?

    Dilsel Hatırlama

    GUBZE’de “hatırlama”, bugünkü konuşanın geçmişte verilmiş bir adı bilinçli olarak anımsaması demek değildir.

    Burada hatırlama şu ihtimali anlatır:

    Dil; insanın beden, ses ve varlıkla kurduğu çok eski karşılaşmaları, kuruluşunda taşımaya devam ediyor olabilir.

    Tarihsel belgeler kaybolabilir. Sözcükler değişebilir, sesler dönüşebilir, anlamlar genişleyebilir veya daralabilir. Diller birbirinden sözcük alabilir. İlk karşılaşmanın ne zaman ve nasıl gerçekleştiği bütünüyle bilinemez hâle gelebilir.

    Fakat bütün tarihsel izlerin silinmiş olması, dilde hiçbir ilişkinin kalmadığını göstermez.

    Belki bazı sözcükler, ilk biçimlerini değil ama ilk ilişkinin yönünü koruyordur.

    Псы, псэ ve сэ sözcüklerinin anlattığı muhtemel hikâye de burada önem kazanır:

    Su, hayatın görünür akışıdır.
    Can, hayatın canlıdaki oluşudur.
    Ben, canın kendisini ayırt etmesidir.

    Dil bu ilişkiyi kurmamış; varlıkta bulunan ilişkiyi kendi sesiyle karşılamış olabilir.

    Bu Bakışa Yaklaşan Düşünceler

    Ad ile varlık arasındaki ilişkinin bütünüyle rastgele olup olmadığı çok eski bir sorudur. Platon’un Kratylos diyaloğu, seslerin nesnelerin hareketlerini ve niteliklerini taklit edip edemeyeceğini tartışır; fakat adlardan hareketle hakikate kesin olarak ulaşma konusunda ihtiyatlı kalır. Plato’s Cratylus – Stanford Encyclopedia of Philosophy

    Walter Benjamin’in dil düşüncesinde insanın adlandırması, şeylerde bulunan dilin insan diline çevrilmesi olarak ele alınır. Bu yaklaşım, insanın varlığa bütünüyle keyfî adlar vermek yerine, onda karşılaştığı şeyi kendi dilinde yeniden söylemesi ihtimaline yaklaşır. On Language as Such and on the Language of Man

    Modern ses sembolizmi çalışmaları da ses ile anlam arasındaki ilişkinin her durumda bütünüyle keyfî olmadığını göstermektedir. Doğrudan ses taklitlerinin yanı sıra bedensel, duyusal ve kavramsal çağrışımların da sözcüklerin biçimine katılabildiği araştırılmaktadır. MIT Open Encyclopedia of Cognitive Science – Sound Symbolism

    Son dönem ikonisite çalışmaları, yalnızca işitilen sesi değil, sesi çıkarırken bedenin yaptığı hareketi de anlam ilişkisinin bir parçası olarak değerlendirmektedir. Introduction to the Special Issue on Iconicity and Sound Symbolism

    Bununla birlikte, псы–псэ–сэ sözcüklerini su–can–ben ilişkisi üzerinden “dilin hatırlaması” olarak ele alan doğrulanmış bir Kabardeyce çalışmaya henüz ulaşılmış değildir.

    Bu nedenle yapılan çözümleme GUBZE’ye ait, araştırmaya açık bir fono-ontolojik okumadır.

    Kanıt, Yorum, İhtimal ve Kesinlik

    Kanıt

    • Псы, Kabardeycede “su” anlamındadır.
    • Псэ, “can, ruh, hayat” alanındadır.
    • Сэ, bağımsız olarak “ben” demektir.
    • Псэ sözcüğü, сэ sözcüğünü ses ve yazı bakımından içinde taşımaktadır.
    • Su ile hayat; can ile kendilik arasında gerçek ilişkiler bulunmaktadır.

    Yorum

    П sesi “uç, sınır ve belirginleşme eşiği”; сы ise akan suyun işitsel hareketi olarak okunabilir. Псы ile псэ, hayatın dışsal ve içsel görünümlerini yakın bir ses kuruluşuyla karşılıyor olabilir.

    İhtimal

    İnsan, su–can–ben arasında varlıkta zaten bulunan ilişkiyi keşfetmiş ve bu ilişkiyi yakın seslerle dile getirmiş olabilir. Dil, bu ilk karşılaşmanın tarihsel bilgisini değilse bile ilişkisel yönünü taşıyor olabilir.

    Kesinlik

    Bugünkü verilerle aşağıdaki üç iddia doğrulanmış değildir:

    • П’nin “en uç” anlamında tarihsel olarak doğrulanmış bağımsız bir morfem olduğu,
    • сы’nın kesinlikle su sesinin taklidinden doğduğu,
    • псэ’nin tarihsel olarak п + сэ birleşiminden meydana geldiği.

    Buna karşılık şu söylenebilir:

    Псы, псэ ve сэ arasında hem biçimsel hem kavramsal bakımdan araştırılmaya değer bir uygunluk bulunmaktadır.

    Sonuç Yerine

    GUBZE bu sözcüklere yalnız “aynı kökten mi geliyorlar?” diye bakmaz. Daha geniş bir soru sorar:

    Dil, insanın varlıkla karşılaşırken gördüğü ilişkileri hatırlıyor olabilir mi?

    Belki tarih sustu.
    Belki ilk söyleyenlerin sesi çoktan kayboldu.
    Belki sözcükler yol boyunca değişti, karıştı ve ilk biçimlerinden uzaklaştı.

    Fakat dil hâlâ şunu söylüyor olabilir:

    Псы — hayatın aktığı şey.
    Псэ — yaşayanı canlı kılan şey.
    Сэ — canın kendisini “ben” olarak ayırdığı yer.

    Buradan kesin bir köken hükmüne ulaşmıyoruz. Bir ihtimali görünür kılıyoruz:

    Su, akışı varlığa; can, canlılığı bene kadar taşır. Dil ise bu ilişkinin hatırlayan biçimi olabilir.

    GUBZE’nin yolu burada hükümle kapanmaz.

    Yeni sorular açılır:

    Can, “ben”i içinde mi taşır?
    Ben, canın ulaştığı en uç fark ediş midir?
    Su ile canın yakın seslerle söylenmesi rastlantı mıdır?
    Yoksa insan, hayatın görünen ve görünmeyen iki yüzünü aynı ses eşiğinde mi karşılamıştır?

    Şimdilik bildiğimiz kadarını söyler, gördüğümüz ihtimali saklamayız:

    Bütüne bakarken özgürüz; parça hakkında hüküm verirken dikkatliyiz.

    Sonrası sonra olur.

    GUBZE

    Önceki İz

    Bu yazının açtığı düşünce alanının ilk izlerinden biri, 9 Mayıs 2026 tarihinde yayımlanan “PSE—Canın ve Akışın Sesi” başlıklı notta görülebilir. İlk sezgisel karşılaşma olduğu gibi korunmuş; burada ise псы, псэ ve сэ ilişkisi “dilsel hatırlama” ihtimali üzerinden yeniden ele alınmıştır.

    Kaynaklarla Yeniden Bakış — 12 Ekim 2026

    Bu yazı, Псы–Псэ–Сэ yakınlığına ilişkin ilk sezgisel okumamızı kaydeder. Daha sonra sözlükleri, dilbilgisi çalışmalarını ve etimolojik kaynakları yeniden taradık. İlk düşünceyi silmeden, kaynaklarla doğrulanan sınırı ayrıca belirtmek istiyoruz.

    Doğrulananlar

    • Псы (psı): Su; bağlama göre nehir, dere ve nem alanlarında da kullanılan bir kelimedir.
    • Псэ (pse): Ruh ve can anlamındadır. Aynı kelime ailesindeki bazı kullanımlar yaşam ve yaşamak alanıyla da ilişkilidir.
    • Сэ (se): Bağımsız olarak “ben” anlamındaki birinci tekil kişi zamiridir.

    Bazı etimoloji çalışmalarında Псэ “ruh/can” ile Псы “su” aynı kökten biçimler arasında değerlendirilmiştir. Buna karşılık A. K. Şagirov bu tarihsel bağlantıyı kabul etmez. Dolayısıyla Псэ–Псы ilişkisi, dilbilim literatüründe kesinleşmiş ortak bir sonuç değil, tartışmalı bir köken önerisidir.

    Псэ kelimesinin başındaki п- sesini eski bir sözcük yapım ögesi olarak açıklayan tarihsel görüşler de bulunmaktadır. Ancak incelediğimiz kaynakların hiçbirinde kelime açıkça:

    Псэ = п + сэ

    biçiminde çözümlenmemiş; kelimenin içindeki сэ unsurunun “ben” zamiri olduğu gösterilmemiştir.

    GUBZE’nin Okuması

    Псы–Псэ–Сэ arasında kurduğumuz su–can–ben yakınlığı, doğrulanmış bir tarihsel etimoloji olarak sunulamaz. Bu bağ, GUBZE’nin ses, anlam ve varoluş arasında kurduğu sezgisel ve felsefi bir okumadır.

    Bu nedenle ilk düşüncemizi kaldırmıyoruz; fakat sınırını açıkça belirliyoruz:

    Псы “su”, Псэ “ruh/can”, Сэ “ben” anlamları kaynaklarla doğrulanmıştır.
    Псэ’nin içindeki Сэ’nin “ben” olduğu düşüncesi ise GUBZE’nin henüz doğrulanmamış yorumudur.

    Son Söz

    İlk karşılaşmanın bıraktığı izi koruyoruz. Fakat sezginin gösterdiği yön ile dil tarihinin kanıtladığı yolu birbirine karıştırmıyoruz.

    Псэ–Псы arasında bir köken ilişkisi bulunması mümkündür; bu ilişki hakkında literatürde birbirine karşıt görüşler vardır. Псэ içindeki Сэ’nin “ben” olduğu ise şimdilik kaynakla doğrulanmış bir çözümleme değildir.

    Se bize kaldı.

    Sözlükte “ben” olarak; GUBZE’de ise su, can ve benlik arasında düşünmeye açılan bir işaret olarak…

    Başlıca Kaynaklar

    • A. K. Şagirov, Adığe (Çerkes) Dillerinin Etimolojik Sözlüğü, Cilt II, 1977: Псэ, Псы ve Сэ I maddeleri.
    • N. F. Yakovlev ve D. A. Aşhamaf, Adığe Edebî Dilinin Grameri, 1941.
    • N. R. İvanokov ve B. Ç. Bijoyev, “Adığe (Çerkes) Etimolojik Etütleri”, 2017.